Gülsüm ana bakakalmıştı üç oğlunun arkasından… Kolay değildi üç oğlunu birden savaşa göndermek…
Yıl 1914… Osmanlı’nın zor yılları… Düşman Çanakkale’yi geçerse koskoca bir imparatorluğun sonu olurdu… Çanakkale geçilmemeliydi. Eli silah tutan herkes cepheye koşuyordu…
Gülsüm ananın kocası Osman öleli 7 yıl olmuştu. Evinin direği ömrünün son yıllarında onu yalnız bırakmıştı..
Üç oğlu vardı ve üçü birden cepheye çağrılmıştı… Oğulları cepheye gitmek için hazırlanıyorlardı. Askerlik şubeleri olan Çerkeş’te toplanacaklar oradan da Çanakkale’ye hareket edeceklerdi.
Gülsüm ananın Ahmet’i, Hasan’ı ve Mustafa’sı atlarını hazırlıyorlar, gelinleri de yolluk ve azık koyuyorlardı heybelerine.
Bir ara Hasan, anasının gözyaşlarına ve çocuklarının boynu bükük duruşlarına dayanamamış ve şöyle demişti yaşlı anasına:”Ana kal dersen kalırım. Sen istersen in deresindeki tarlayı satıp parasını askerlik bedeli olarak yatırayım, sizin başınızda kalayım.” Bir anda Gülsüm ananın kaşları çatılmış ve sert bir ses tonuyla:”Olurmu öyle şey!.. Bilirim ki savaşmaktan korkmazsın, bizleri düşünürsün. Ama vatanın sana bizden daha çok ihtiyacı var. Ben bakarım bebelerine, var git düşmana geçit verme.”
O GÜZEL İNSANLAR, O GÜZEL ATLARA BİNİP ÇEKİP GİTTİLER!...
Üç kardeş atlarına bindiler ve belkide köye bir daha dönemeyecekleri hissiyle, hakkınızı helal edin diyerek koyuldular yola…
Ahmet’in hanımı Emine, su döküyordu arkalarından. Su gibi gidip su gibi geri dönsünler diye. Emine, çocukları Seydi, Şerife ve Naciye ile uğurlamıştı yiğidini.
Hasan’ın hanımı Şefika bir yandan el sallıyor bir yandan da çocukları, Adil, Behiye ve Fadime’ye sarılarak “sakın ağlamayın, babanız sizinle gurur duymalı, gözyaşlarınızı görmesin.” Diyordu.
Mustafa’nın çocukları ise birbirlerine sarılmış ve hıçkırıklara boğulmuşlardı. Hamdi, Firdevs, Fehmiye ve Selime ağlamaklı bir sesle “güle güle baba” diyebilmişlerdi sadece…
Beytarla Köyü Çekiçler Mahallesinden Çanakkale’ye varmak üzere, üç kardeş atlarına binerek yola çıktılar.
Çerkeş ana baba günüydü. Gelen asker birliğine teslim ediliyor, elbise torbaları ellerine veriliyor ve hemen Çanakkale’ye sevkıyatları sağlanıyordu.
Hasan 2.Kolorduya bağlı, 13.Alay 2.Taburda Piyade Er olarak Kanlı Tepe siperlerinde çarpışmıştı düşmanla…
Ahmet, 5.Kolorduya bağlı 38.Alay 11.Bölükte, Seddülbahir Muharebesinde savaşmıştı.
En küçük kardeş Mustafa ise, 5.Kolorduya bağlı 38.Alay 9.Bölükte piyade er olarak Seddülbahir Muharebesinde göğsünü siper etmişti düşmana…
İlk önce en küçük kardeş Mustafa içmişti şehadet şerbetini. 18.02.1915 te Seddülbahir Muharebesinde kelime-i şehadet getirerek teslim etmişti emanetini Allah’a.. Kardeşinin öldüğünü öğrenen Ahmet belki de bir hırsla saldırmıştı düşmana ve onlarcasını yere sermişti. Kardeşinden 9 gün sonra O’da Seddülbahir sırtlarında kör bir kurşunla şehit olmuştu…
Hasan Kanlıtepe Mevzilerinde kardeşlerinin şehit olduğundan habersiz geçit vermiyordu düşmana… Kardeşlerinden 5 ay sonra O’da şehadet şerbetini La İlahe İlallah diye diye içiyor, ruhunu teslim ediyordu Allah’a…
Peş peşe şehitlerin kara haberleri geliyordu köye… Gülsüm ana üç oğlunun da şehadetini birer birer öğreniyordu. Gülsüm ana gelinlerinin ve torunlarının feryatları karşısında adeta yıkılıyordu ama belli etmiyordu onlara… “Susun artık yeter!. Ağlamayın! Onların ruhunu incitmeyin. Ben şehit anası sizler şehit hanımı ve çocukları oldunuz.. Allah bizi bununla şereflendirdi.”diyerek bağrına basıyordu torunlarını…
Not : Ben Şehit Hasan’ın ismini taşıyan torunu Hasan ÜNVER… Şehit Hasan’ın oğlu Adil, benim dedemdir. Dedem Şehit babası Hasan’ın ismini torununa yani bana vermiş.. Bende kendi oğluma Şehit Ahmet’in ismini verdim..Hepsi nur içinde yatsın. Allah bizi onların şefaatinden mahrum bırakmasın…
Not2: O zaman kullanılan takvim farklı olduğundan tarihlere 2 ay 13 gün ilave edilmesi gerekmektedir.
Hasan ÜNVER
HABER ESKİPAZAR TV'DEN ALINMIŞTIR.
ŞEHİTLERİMİZİN RUHU ŞAD OLSUN.
ESKİPAZAR HABER GAZETESİ |