11/2/2009

İSTKARDER'DE BULUŞALIM....

 Çok değerli üyelerimiz ve kıymetli hemşerilerim;

Sizlerle birlikte olmanın verdiği heyecan ve mutlulukla hepinizi candan ve gönülden selamlıyorum. İstanbul 3.bölge Karabük Derneği 20.08.2007tarihinde adeta yeni bir umut olarak Karabük'ümüzün gelecek güzel günlerini müjdeleyen bir güneş gibi doğdu. Kuruluşumuzdan bu yana geçen zaman içerisinde dernekçilik adına çok büyük adımlar attı.Derneğimiz daha kurulduğundan itibaren faydaları ortayaçıkmaya başlamıştı. Derneğimizin kurulması ile birlikte mevcut dernekler bir silkinme ihtiyacı hissettiler ve yeniden hareketlenme gereği duydular.

Dernek demek birlik demektir dernek demek beraberlik demektir. Kurulan her dernek Karabükümüzün birlik ve beraberliğini biraz daha kuvvetlendirmiş ve biraz daha pekiştirmiştir. Bazılarının düşüncesinin aksine ayrılık değil Karabük'e güç katmıştır. İşimizin zor yolumuzun meşakkatli olduğunu biliyorduk. Ama bu işi kolay kılmanın da planlı ve programlı çalışmaktan geçtiğinin farkındaydık. Kuruluşumuzla birlikte derneğimizi kurumsal bir kimliğe kavuşturmaya çalıştık. Yapılan her işi planlı programlı bir şekilde yapamaya gayret ettik. Dernek ismimizden başlayarak yaptığımız her işin bir anlamı ve manası olmalıydı. Amacımız önce birlikteliği sağlamak daha sonra bu birliktelikle dayanışma ortamını temin etmekti bu yüzdende dernek ismimizin Karabüklüler Birlik Ve Dayanışma Derneği olmasına karar verdik. Bizler sosyal dernekçilik adına ne varsa ne gerekiyorsa elimizden geldiğince yapmaya gayret edeceğiz. Milli ve manevi değerlerimiz ışığında hem hemşerilerimize hem de Karabük'e bir şeyler katmanın derdinde olacağız. Bize gereken tek şey zaman ve sabır. Bekleyin gelecek günlerimiz daha güzel olacak. Bekleyin Karabük dernekçilik adına daha neler yaşayacak.Bekleyin, bekleyin ve görün İSTKARDER daha neler yapacak?

Tüm gayretimiz ve çabamız bizden sonraki nesillere altyapısı sağlam, insanları derleyen ve toparlayan insanlarımıza güzel hizmetler sunan bir dernek bırakmak. Adeta zamanla sabrı yarıştıracağız. Yılmayacak usanmayacak Karabük adına bir tarih yazacağız.Çok değerli üyelerimiz ve kıymetli hemşerilerim;Sizlerle birlikte olmanın verdiği heyecan ve mutlulukla hepinizi candan ve gönülden selamlıyorum.İstanbul 3.bölge Karabük Derneği 20.08.2007tarihinde adeta yeni bir umut olarak Karabük'ümüzün gelecek güzel günlerini müjdeleyen bir güneş gibi doğdu. Kuruluşumuzdan bu yana geçen zaman içerisinde dernekçilik adına çok büyük adımlar attı.Derneğimiz daha kurulduğundan itibaren faydaları ortayaçıkmaya başlamıştı. Derneğimizin kurulması ile birlikte mevcut dernekler bir silkinme ihtiyacı hissettiler ve yeniden hareketlenme gereği duydular. Dernek demek birlik demektir dernek demek beraberlik demektir. Kurulan her dernek Karabükümüzün birlik ve beraberliğini biraz daha kuvvetlendirmiş ve biraz daha pekiştirmiştir. Bazılarının düşüncesinin aksine ayrılık değil Karabük'e güç katmıştır. İşimizin zor yolumuzun meşakkatli olduğunu biliyorduk. Ama bu işi kolay kılmanın da planlı ve programlı çalışmaktan geçtiğinin farkındaydık. Kuruluşumuzla birlikte derneğimizi kurumsal bir kimliğe kavuşturmaya çalıştık. Yapılan her işi planlı programlı bir şekilde yapamaya gayret ettik. Dernek ismimizden başlayarak yaptığımız her işin bir anlamı ve manası olmalıydı. Amacımız önce birlikteliği sağlamak daha sonra bu birliktelikle dayanışma ortamını temin etmekti bu yüzdende dernek ismimizin Karabüklüler Birlik Ve Dayanışma Derneği olmasına karar verdik. Bizler sosyal dernekçilik adına ne varsa ne gerekiyorsa elimizden geldiğince yapmaya gayret edeceğiz. Milli ve manevi değerlerimiz ışığında hem hemşerilerimize hem de Karabük'e bir şeyler katmanın derdinde olacağız. Bize gereken tek şey zaman ve sabır. Bekleyin gelecek günlerimiz daha güzel olacak.

Bekleyin Karabük dernekçilik adına daha neler yaşayacak.Bekleyin, bekleyin ve görün İSTKARDER daha neler yapacak? Tüm gayretimiz ve çabamız bizden sonraki nesillere altyapısı sağlam, insanları derleyen ve toparlayan insanlarımıza güzel hizmetler sunan bir dernek bırakmak. Adeta zamanla sabrı yarıştıracağız. Yılmayacak usanmayacak Karabük adına bir tarih yazacağız.
KEMAL BÜYÜKÖZKÖK.
İSTKARDER YÖNETİM KURULU
BAŞKANI.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kategori: (ÜÇÜNCÜ.BÖLGE KARABÜKLÜLER DERNEĞİ.) :: Yorum (2) :: Arkadaşına Gönder! :: Etiketler :

Yorum Gönder

Adınız :

Yorum Başlık:

Yorumunuz:

2 yorum yazilmistir

* * * * * * * * * * *

Yazan: n.ayvaz | Konu: yerel yönetimden beklentim. | Tarih: 2009-02-11 20:00:10
Son günlerde gündemi kaplayan yerel yönetimler için seçim çalışmaları ve buna ilişkin açıklamalar ister istemez endişe duyduğum bazı hususların gerçekleşmek üzere olduğunu göstermektedir. Ülkemizde etiksel düzlemde yaşanan sıkıntıların birer yansıması olarak algılanması gereken bu duruma mutlaka dikkat çekilmelidir.

Seçim’in çağrıştırdığı politika, siyaset, bürokrasi gibi kavramların ön plana çıktığı bu günlerde yapılanların, söylenenlerin ve vaatlerin ne kadar önemli olduğunu unutmamak gerekiyor. “Şimdilik bunları söylüyorum ama seçim sonrasında unutun gitsin!...” mantığı ile yıllardır hareket edenlerin toplumdaki bireyleri ya da seçmenleri nasıl hayal kırıklığına uğrattıklarını, umutsuzluk ve bezginliği artırdıklarını görmedi mi acaba hiç kimse? Bu yapılanları etik gibi algılamak bile başlı başına etik dışılıktır aslında. Yine aynı süreçlerden geçildiği bir dönemle karşı karışa kalındığı şu zaman diliminde herkesin geçmişteki hataları ve aynı tekrarları yapmayacağını ümit ediyorum.

Yerel seçim ile bir beldenin ya da büyük bir şehrin başına gelerek orayı yönetmeye talip olan kişiler seçimi kazandıkları takdirde öncelikle siyasi görüş ayrımı yapmaksızın her bireyin temsilcisi olduklarını unutmamalıdır. Boş vaatler tüm ilkelerin, tavır ve tutumların reddi anlamına gelmektedir. Sonuçta etik olan seçilmiş gibi davranmak değil, seçenlere vefa borcunu ödemek, onlara karşılıksız, hizmet götürmektir. Bir yerel yönetici belediyenin bütçesini o şehirde yaşayan insanların ödedikleri vergilerden oluşturduğunu, bu paranın idareli harcanması gerektiğini aklından çıkarmamalıdır. Sadece yerel yönetici mi? Aynı zamanda tüm belediye çalışanları, temizlik işçisinden, üst düzey bürokratına, memuruna, mühendisine kadar herkes belediye bütçesi kavramının derin anlamına ortak olmak ve belediyenin tüm kaynaklarının aslında bir anlamda halka ait olduğunu bilerek haraket etmek durumundadır. Bunun dışındaki her türlü tavır ve tutum yerel yöneticilik etiğine aykırılık teşkil edecektir.

Belediyeler özelleşmiş hizmet kurumlarıdır. Seçim sayesinde göreve gelenlerin bu kurumları siyasi çıkarlar ve politikalarla yönetmeye çalışması çok ters ve anlamsız bir yaklaşımdır. O şehrin sınırları içinde yaşayanların tüm yaşamsal ve sosyal faaliyetlerini huzur, güven ve sağlıklı bir ortamda gerçekleştirmek isteme hakları vardır. Bu haklar bütünün siyasi görüşü ve ayrımcılığı olamaz ve olmamalıdır. Etiğe uygun düşen de budur zaten. Yerel yöneticiliği bir tür siyasi sınav gibi görmek, belediye hizmetlerini siyaset tarzıyla ve politik yaklaşım ile sunmak son derece yanlıştır. Yerel yönetici bir anlamda şehir (belde) halkının, şehirdeki (beldedeki) her bir bireyin babası durumunda olan kişidir. Böylesine önemli ve kutsal bir sorumluluğu siyasetin mekanizması içine yerleştirmek bu nedenle yanlıştır.

Gerçekten de son yirmi yıldır ülkemizin etik düzleminde yaşanan yozlaşma ve bozulmalar toplumun pek çok katmanına hızla yayılmaya devam etmektedir. Özellikle yerel yönetimlerde de bunun olumsuz etkileri daha bir fazla hissedilir hale gelmeye başlamıştır. Sadece seçim zamanlarında sokakta yürüyen, konuşan bir yerel yönetici olmak, aynı zamanda samimiyetten yoksun olmak demektir.

Yerel yönetici adayı önemli bir görevde bulunacağının farkına varmalıdır. Onun sergileyeceği etik duruş ve ahlâki tavırların örnek teşkil edeceği bilinci gözlerden uzak kalmamalıdır. Bunların ışığı altında olması gerekenleri kısaca şöyle özetlemek mümkündür:

Yerel yönetici tarafsızdır. Alacağı maaşı hak edebilmesi için öncelikle bu tarafsızlığa ihtiyacı vardır. Yönettiği şehrin (beldenin) tüm kaynaklarını o şehirde (beldede) yaşayan insanlar için kullanması gerektiğini bilmelidir. Yerel yönetici, seçildiği andan itibaren artık seçildiği yerin belediye başkanıdır, her hangi bir partinin değil…Bu anlamda alacağı kararlarda, yapacağı atamalarda etik ilkelere bağlı olmak, bilgi, deneyim gibi kavramları göz önünde tutmak zorundadır. Yerel yönetici makam aracı içinde o şehrin iç yüzünü, yaşam ve ulaşım koşullarını, sıkıntıları fark edemeyecektir. Bu nedenle özel görev, davet ve kabuller dışında, halkın kullandığı toplu taşıma araçlarını kullanarak görevine gitmek durumundadır. Çünkü teslim aldığı yerel yönetim bütçesindeki mali kaynak kısıtlı ve değerlidir. Yerel yönetici geçici bir süre için ve sadece hizmet etmek için göreve seçildiğini bilmek ve anlamak zorundadır. Bir kez daha aday olmak ya da seçilmek kaygısıyla hareket eden bir kişi yerel yöneticiliğe talip olmamalıdır. İyi hizmet veremeyen bir yerel yönetici gerçeği kabullenmek ve yine aday olmamak gibi erdemli bir etik düşünceye sahip olmalıdır. Eş dost gibi kişilere çıkar ya da makam sağlamak yerel yöneticinin aklından bile geçmemelidir. Sadece belli grup insanlar ya da belli partiden olanlar değil, o şehirde (beldede) yaşayan herkes onun hemşerisidir. Yerel yönetici yanlış yollara saptığında, iyi, tarafsız hizmet verme amacından uzaklaştığında, yerel yönetim bütçesini israf ettiği ortaya çıktığında, etik ilkelerden uzaklaştığı sıkça ve gerçekçi bir biçimde vurgulanmaya başlandığında hiç tereddüt etmeden, yeni bir seçim dönemini beklemeden istifa etmesi gerektiğini bilmelidir.

Ancak burada sunduğumuz bilgilerin tam aksine yaklaşımların yaşandığını görmeye devam ediyoruz. Siyasi partilerin yönetilecek halkın iradesine ve istemine bakmadan adaylar ataması, adayların ise seçmenleri dikkate almayacak şekilde vaatlerde bulunarak parti yöneticilerinin gözüne girmeye çalışması, aday olmak için araya nüfuzlu kişiler sokulması, geçmişte siyasette isim yapmışların yakınlarının aday gösterilmesi, belediye başkanlığını ya da meclis üyeliklerini adeta bir meslek grubu gibi algılayarak yıllarca bu görevlere aynı isimlerin aday olmayı sürdürmesi, aday olamayanların başka partilere geçerek konuyu adeta bir şans oyunu haline getirmesi, yeni seçilenlerin siyasi parti ayrımı yaparak görev ve hizmeti layıkıyla sürdüren bürokrat ya da çalışanların görevlerine son vermesi... Bu kötü ve anlamsız listeyi daha da uzatmak mümkündür. Peki, bu listenin içeriğinin neresi etik’tir? Etiğin toplumun tüm katmanlarına, tüm mesleklere, tüm bireylerin vicdanına yerleştirilmesi temennisi içinde olan ben bu tablodan huzursuz oluyorum. Çünkü değişen bir şey olmadığı gibi tekrarlanılan yanlışlar katlanarak sürdürülmeye devam ediliyor. Sadece tarih değildir ders alınması gereken. Aynı şekilde etik dışı ve olumsuz şeylerden de dersler çıkarılması ve tekrarın önlenmesi gerekmektedir. saygılarımla

Bağlantı:: ::

* * * * * * * * * * *

Yazan: n.ayvaz | Konu: nedir bu karmaşa | Tarih: 2009-02-11 19:39:05
Söylediklerim doğru mu? Peki, senin söylediklerin doğru mu? Nasıl anlaşılır doğru olan söz? Doğruluk varsa yalan da var mı? Yalan varsa doğruluğa ihtiyaç var mı? Yalan ile doğruluk kardeş mi yoksa? Karmakarışık oluyor giderek her şey.

İçtenlik var mı? İçtenlik varsa iki yüzlülük neden var? İki yüzlülük varsa içtenliğe gerek var mı? İçtenlik varsa iki yüzlülük yok olmalı. Niçin kabul etmiyoruz bunu?

Kandırmaca var mı? Kandırmaca varsa dürüstlük niçin var? Dürüstlük yoksa kandırmaca niçin yok olmuyor? Kandırmaca ile dürüstlük bir arada olur mu?

Hayaller var mı? Peki, gerçek nerede? Hayal varsa gerçek yoktur. Gerçek varsa hayal yoktur. Hayal yoksa gerçek vardır… Kördüğüm gibi her şey…

Işık varsa karanlık var mı? Işık varsa gölge var, karanlık yok… Karanlık varsa ışık hiç yok… Işık ile karanlık aynı yerde mi? Aynı yerdeyse loşluk nerede?

Doğa var mı? Doğa varsa çevreciler niye var? Çevreciler var ise doğa yok oluyor olmalı... Çevreciler varsa da doğa yok oluyor... Doğa, insanın bencilliğine tutsak ouyor.

İşte, yaşam bu kadar karmaşık. Mantık karmaşaya karşı direniyor. Daha da karmaşık olması için insan, elinden geleni yapıyor durmaksızın. Sonunu kestiremeden yürüyor zamanın içinde, algıları körleşmiş biçimde…

Bağlantı:: ::



Blogcu ile yapıldı